Gaudi’nin Gölgesinde: Josep Maria Jujol

Antoni Gaudi ya da tam adıyla Antoni Plàcid Guillem Gaudí i Cornet, Katalan mimar. Katalan modernizminin ve Art Nouveau akımının yapı taşlarından olan Gaudi, bundan bir asrı aşkın süre önce “Barselona’yı baştan yarattı.” desek yanılmış olmayız. Kendisine ait tam sekiz eser UNESCO Dünya Mirası Listesinde yer almaktadır. Peki bu zamansız sembolleri ortaya getirirken Gaudi yalnız mıydı?

Yarım bırakılmış haliyle, ziyaretçiye açık olan Park Güell denilince akla ilk gelen renkli kırık mozaiklerle kaplı ejderha heykelidir. Öyle ki bu heykel, parkın bir simgesi haline gelmiş. Parkın içinde yine aynı şekilde kaplanmış oldukça uzun banklar da var. Park Güell’in mimarı şüphesiz Gaudi’dir fakat bu çok renkli, ince ruhlu dokunuşların sahibi Josep Maria Jujol’du ve onun Gaudi ile olan ilişkisi bununla sınırlı değildir. Casa Milà’daki dövme demirden balkonlar da bunlardan biridir. Her biri neredeyse aynı fakat her biri birbirinden tamamen farklı bu demir silüetler, Casa Mila hakkındaki en akılda kalıcı detaylardan biridir. Bu örneklere Casa Batlló’nun renkli cephesi, Colonia Güell’deki adak taşı gibi örnekleri de ekleyebiliriz. (“Casa Mila” da “Casa Batllo” da UNESCO Dünya Mirası Listesinde bulunan eserlerdir.) Şüphesiz Josep Maria Jujol, Antoni Gaudi’nin doğaya taparcasına ortaya çıkardığı eserlerdeki ruhu özümseyebilmiş ve Gaudi’nin mimarisiyle kendi sanatı arasında muhteşem bir harmoni yakalamıştır. Eserlerin kusursuza yakın olması da bundandır.

Nihayetinde Josep Maria Jujol’den bahsedecek olursak, tam adıyla Josep Maria Jujol i Gibert, İspanyol mimar. Jujol, Gaudi ile 1904 yılında çalışmaya başladı ve Gaudi ölene kadar da onunla olan bu mimari-sanatsal ilişkisini sürdürdü. Gaudi’nin ölümünden bir süre sonra Barselona Mimarlık Okulunda dersler vermeye başladı. Pek çok Katalan modernizmi mimarına göre oldukça mütevazi, mizacı bastırılmış bir tarzı vardır. Jujol’u değerli kılan en önemli nokta kısıtlı kaynaklarına rağmen bu özgün duruşuydu. Onun eseri olan herhangi bir yapıtta kopya veya bir başkasını taklit yoktu. Belki de Gaudi ile ortaya çıkardığı kolaborasyonları böylesine güzel yapan yalnızca aynı tarzlarda eserler ortaya koymaları değil, iki mimarın da karakteristik özelliklerinin birbirini tutmasıydı.

Jujol, Antoni Gaudi ile oldukça uzun bir iş birliği içine girdi, birlikte pek çok muhteşem eser ortaya koydular fakat adı onunki kadar bilindik değildir. Gaudi’nin önemli eserlerinden biri olan La Sagrada Familia ya da namı diğer “Bitmeyen Kilise”, herhangi birinin bile internette karşısına herhangi bir zamanda çıkabilecek kadar ünlü bir yapıdır ve sadece bu yapıyı bilen biri bile Gaudi’nin adına aşina olur. Gaudi’nin kazandığı ün onun hakkıydı, bu ün onun zekâsının ve emeğinin kendisine geri dönüşüydü fakat Jujol’u Gaudi’nin gölgesinde bırakan neydi? Kabul etmek gerekir ki bahsettiğimiz eserlerin hepsi Gaudi’ye aittir fakat onlar Jujol’un dokunuşları sayesinde o ihtişama sahipler, Jujol olmadan elbette “hiç” değiller ama “bütün” olmaları da söz konusu değildir. Öyleyse bıraktığı parlak dokunuşların yanında adının sönük kalmasının sebebi nedir? Belki sebeplerden biri onun mütevazı bir insan oluşuydu fakat bakış açımıza göre buna pek çok sebep ileri sürebiliriz. Yine de Jujol’un sahip olması gereken ünün bu kadar az olmadığı kanısına başkaları da varmış ve 2016 yılında Jujol-Gaudí: Two Geniuses of Architecture (Jujol-Gaudí: Mimarlığın İki Dâhisi) adlı bir belgesel çekilmiş. Bu belgeselle Jujol, Gaudi ile aynı kadraja alınmış ve adını duyurmak, ona hak ettiği takdirin verilmesi amaçlamış.

Josep Maria Jujol, her ne kadar Gaudi’nin gölgesinin altında kalsa da eserlerinin de yansıttığı gibi ince bir ruh, parlak bir zekaydı. Jujol, kendisini bilen pek çok insanın da düşündüğü gibi bir “deha” idi.

 

Fatıma Ebrar Deniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi girin.
You need to agree with the terms to proceed

Menü